Baba Öyküler - Jehan Barbur
![]() |
| Baba Öyküler - Jehan Barbur |
Kitap
yorumlarında kurguya, anlatımın akıcılığına, karakterlerin gerçekçiliğine
değinilir sıkça. “Baba Öyküler”de ise ne kurgu var, ne de hayali karakterler.
Uzaktan görüp hayatlarına dair fikrimiz olduğunu sandığımız “gerçek” karakterlerin
“gerçek” hikayeleri aktarılıyor kitapta.
Kendi hatalarımızla yüzyüze geldiğimizde affediciliğimiz yüksek olsa
da, konu başkalarının hatalarına (ya da hayatlarına) geldiğinde gerçekler hakkında
bilgimiz olmaksızın eleştirmekte ya da
yargılamakta sakınca görmüyoruz. Hayatın her anında bu gaflete düşsek de,
kimsenin bir diğerinin hayatını eleştirme lüksü yok aslında. Öyleyse “Baba
Öyküler”i eleştirmek mümkün mü?
Kitapta geçen isimleri çokça duymuş olsak da anlatılan
kişilerden ilk kez haberdar oluyoruz. Filinta Önal, Ahmed Arif’i değil,
babasını anlatıyor; “Ahmed Arif’in oğlu olmak, herhangi bir babanın oğlu olmak
gibi zaten. Çünkü her şeyden önce ben onu, sadece bir baba olarak bildim.
Sonrasında, Ahmed Arif’ti o…” diyor.
“Uzun yıllar, üvey
babamın öz oğlu gibi hissettim kendimi” diyen Tansu Okan ise dinleyicileri
tarafından “Tanju Baba” olarak anılan babasıyla 16 yıl küs kaldıklarından
bahsediyor.
Yalnızca
farklı hayatlara sahip olduğunu düşündüğümüz insanların, kendi ailelerinde
bıraktıkları izlenimleri okumuyoruz.
Ece
Temelkuran, büyüdüğü evle ilgili yaşadığı ilk şeyin “kasavet” olduğunu
söylüyor. “1960’ları ve 1970’leri politik olarak yaşayıp, 1980’lere
gelindiğinde, “Yenildiniz siz”i, olabilecek en güçlü tokatla hissetmiş
insanlardı. Mağlup insanların evinde yaşıyordum ben.” derken de sahip olduğu
politik ailenin evindeki bu neşesiz hali biraz da memleket meselelerine
bağlıyor.
Sevan
Nişanyan, gayrimüslüm olmayı; “Sıkıntı, isminle başlıyor zaten. Ülkede,
devletin yabancı saydığı, parazit saydığı ve düşman saydığı bir zümrenin
mensubusun. Sen unutmak istesen de unutturmazlar bunu sana.”diye anlatıyor.
Arap
Alevisi olan Nebil Özgentürk, “Bana “Hadi lan, Arap uşağı” dediklerini hiç
unutmam.”Arap uşağı, fellah…” bunlar aşağılama tabirleridir. Alçakça bir şey… Düşünsenize,
beni korumak, çok sevimsiz bir durumu önlemek adına tuhaf bir öneride
bulunuyor. “Kendi aidiyetini söyleme,” diyor. “şeklinde aktarıyor babasının
kendisini korumak için nasıl tembihlediğini.
Kimi
çevrelerce Türkiye’nin etnik bir mozaik olduğu ifade edilse de sürekli,
aktarılanlar birlikte yaşamanın herkes için çok da kolay olmadığını gösteriyor.
Hikayesini
anlatanlardan Barbaros Şansal dışındakiler babalarını kaybetmiş. Barbaros
Şansal ise 25 yıldır ailesi ile görüşmüyor. Anlatılan her hikayede, yaşanan
acının adı aynı olsa da, “Babayı yitirmek”, farklı şekillerde zuhur edişini
görüyoruz paylaşanların hayatlarına.
Jehan Barbur…
Müzisyen
Jehan Barbur'u biliyordum, "Baba Öyküler" kitabındansa tesadüfen
haberdar oldum. Müzisyenliği öyle güzel bir referanstı ki tereddütsüz ertesi
gün gidip kitabı edindim. Kendi cümlelerini okudukça yazarlığın da üstesinden
geldiğini gördüm. "Heves ve nefes yettiğince yazmaya ve şarkılar söylemeye
devam etmek niyetinde"ymiş, umarım sesi ve sözü hiç susmaz, kendi
hikayelerini de okuma fırsatı buluruz.
“Bilmenin yoludur, olmayı denemek. Gölge
gibi uzar; gölgedir, kısalır” –
Jehan Barbur.

Yorumlar
Yorum Gönder